Dur! Rafine şekere ihtiyacın yok! Sen zaten şeker gibisin.

29 dk okuma süresi


Abone ol
5
5 Puan

“Şeker en tatlı zehirdir!” diyor Prof. Dr. Canan Karatay. Peki bu hemen her yaştan hepimiz için hayatın vazgeçilmezi olan şeker nasıl bizi zehirleyebiliyor?

Evet bu sorunun cevabına geçerken, arkanıza yaslanın ve elinizdeki çikolatayı yavaşça bırakın! Çünkü birazdan elinize dahi almak istemeyeceksiniz.

Şeker dediğimizde bile aklımızda uçuşmaya başlayan ve lezzeti ağzımızda hissettiğimiz bu ürün hemen hepimizin gündelik hayatının bir parçası haline gelmiş durumda. Marketten aldığımız bir çikolata veya pizzanın lezzeti mayonezden tutun akşamları annenizin şefkatle soyduğu elmaya kadar her şeyde bu maddeden bulunuyor. “Yediğimiz her şeyde var, öyle ise ne yapmalıyız?” diyorsanız, bilmemiz gerekiyor ki şeker dediğimiz bu maddeyi temel olarak iki başlık altında toplayabiliriz.

1-Doğal Şeker

2-Rafine(işlenmiş) Şeker

İnsan vücudu her türlü besine belli miktarlarda ihtiyaç duyan mucizevi bir mekanizmadır. Bu mekanizmanın şekerede günlük belli bir oranda ihtiyacı vardır. Vücudumuzda şekerin tek fonksiyonu enerjidir. Bu enerjiye ise ortalama günlük 22.5 gr. kadar ihtiyaç duyar. Bu ise yaklaşık 4 adet küp şeker miktarıdır. Birçoğumuzun vücuduna giren şeker miktarıın minimumundan dahi daha az.

Şeker endüstrisinin genişlemesi,paketli gıdaların çoğalması ile çok geniş bir yelpazeye yayılan bu yüksek tüketim doğru ve bilinçli yaklaştırmadığı takdirde sağlığımızın en büyük tehdidi haline gelmiştir. Rafine şekerin her türlüsü hatta meyvelerin de gereğinden fazla tüketimi başla diyabet olmak üzere her türlü hastalığa davetiye çıkarıyor.

Nedir Bu Şeker?

Ne yazık ki besinlerde şeker olarak aradığımızda,bulamayacağımız Bu maddenin pek çok türü ve adı bulunmaktadır. Gelin bu çeşitlere birlikte biraz göz atalım!

Şeker kimyasal olarak, karbon, oksijen ve hidrojen atomlarından oluşan bir karbonhidrattır. Sindirim sistemimizde parçalandığında şekerden elde ettiğimiz en basit şeker yapısında “monosakkarit” denir. Monosakkaritlerin en çok bilineni ve vücudumuzun enerji için kullandığı en temel form glikozdur. Bunları “fruktoz” ve “galaktoz” izler.

Genel olarak hepimizin şeker deyince aklımda beliren, çayımızı attığımız beyaz şekere ise “sükroz”denir.

Sükroz, glikoz ve fruktozun birleşmesi ile oluşan disakkarit bir moleküldür. Disakkaritler, çift şeker anlamına gelir ve monosakkaritlerin birleşiminden oluşur. Tüketildiğinde monosakkaritlere ayrılarak sindirilir. En çok bilinen disakkarit olan sakroz (çay şekeri); şeker kamışı ve şeker pancarı köklerinde, şeker bulunan pişmiş gıdalar da, her türlü paketli gıda, şekerlemeler Fast Food, dondurma ve reçellerde yüksek oranda bulunur. Diğer disakkaritler, süt şekeri olarakta bilinen “laktoz” ve arpa şekeri olarak bilinen “maltoz”dur.

Çoklu şekerler olarak bilinen “polisakkaritler” ise bir karbonhidrat türüdür. Bunlar büyük moleküllüdür ve suda çözünemezler. Başlıcası prinç, patates, tahıl ve mısırda bolca bulunan “nişastadır.” Bunu ise, hayvansal nişasta denilen “glikojen” ve gıda olarak tüketilmeyen selüloz” izler.

Kısacası, monosakkaritler birleşerek disakkaritleri, onlarda birleşerek polisakkaritleri oluştururlar.

-Rafine Şeker Nedir?

Doğrusu rafine şekere bir besin demek tamamen yanlış bir ifade kanımca. Aslında masum şeker pancarı ve şeker kamışının fabrikada işlenmesi ile elde edilen yapay bir maddedir. Son yıllarda hayatımıza çok yoğun bir giriş yapmış hatta yaptırılmıştır. Markete gidip raflarda dolaşırken önünden geçtiğiniz rastgele bir ürünü alın ve besin öğeleri kısmına biraz inceleyin. neredeyse bütün marketin üçte ikisini de bu rafine şeker türevlerine rastlayacaksınız. Buna bir kavanoz krem çikolata kadar bir paket yoğurt ve hatta sosiste dahil olacaktır.

İşte bu her yerde bizimle olan bu işlenmiş, yapay maddeye vücudumuzun asla ihtiyacı olmadığı gibi siz onu yediğinizde beyninizdeki ödül merkezine uyanmış olacaksınız. Ödül merkezinin size verdiği hazla birlikte tüketmeye devam edeceksiniz. Bu ise sizin artık bir bağımlı olmanız anlamına geliyor. Tıpkı sigara veya madde bağımlılığı gibi beyninizde ve vücudunuzda artık vazgeçilmesi çok zor olan bir bağımlılık oluşturulmuştur. 2007 yılında fareler üzerinde bu konuyla ilgili bir deney yapılıyor. Farelere daha öncesinden kokain verilmiş ardından bu farelerin önlerine şeker ve kokain karışımlı su koyulmuş. Şaşırtıcı bir şekilde farelerin %94’ü şekeri tercih etmiştir. Bu da şekerin bilimsel olarak nikotin, kokain, alkol kadar bağımlılık yapıcı bir madde olduğunu ortaya koydu. Bu bağımlılık süreci ise kısaca şu şekilde gelişir.

Yediğimiz rafine şekerlerin sindirimi sonucu şeker molekülleri oluşur ve bu ince bağırsaktan emilerek dolaşıma girer. Bu ise kandaki şeker miktarını artırır ve kan şekeri ani bir yükselişe geçer. Mucizevi bir organizma olan vücudumuzda ki “pankreas” isimli organ burada devreye girer. Pankreasta “Langerhans adacıkları” adında şekere duyarlı bir bölge vardır. Bu bölge kan şekerini düşürmek için “insülin” adında bir hormon salgılar. Insülin şeker moleküllerinin hücre tarafından emilimini sağlar ve bu şeker oranını düşürür. Bu şekerdeki enerji kullanıldığında, beynimiz tekrar enerjiyi aniden yükselten rafine şekeri isteyecek ve insülin tekrar ani düşüşünü sağlayacaktır. Bu da bir kısır döngü oluşturacak ve sizi artık bir bağımlı yapacaktır!

Tüketilen yüksek oranda karbonhidratlar, rafine şekerli gıdalarda bulunan fruktoz, vücudumuzda yalnızca karaciğer bölgesinde sindirilir. Bu miktarın artmasıyla karaciğer, fazla gelen bu molekülleri daha sonra kullanmak için depolamaya başlar yani direk yağa dönüştürür. Bu ise en kısa yoldan yağlanmanızı ve hem iç organlarınızı, damar ve kalp bölgenizi hemde bel ve kalça çevresi olmak üzere dış görünüşünüzüde bozarak kilo alımına sebeb olacaktır. Rafine şekerin ve fazla alına doğal şekerin vücudunuza vereceği belli başlı problemleri şöyle sıralamak istiyorum.

1-Diyabet: Rafine şekerin en yaygın zararı ve Avrupa ülkeleri arasında en çok ülkemizde görülen Tip-1 ve Tip-2 çeşitleriyle karşımıza çıkıyor.

2-Kalp Hastalıkları: Şeker, temel olarak kalp krizinden sorumlu kötü kolestrolü ve bir çeşit yağ asidi olan trigliseridleri artırıyor. Bu da kan dolaşımında sorunlara, kalp, damar tıkanıklıklarına ve her türlü kalp hastalığına davet çıkarıyor.

3-Obezite: Hareketsiz ve bol fruktozlu paket gıdalarla beslenen yaşam tarzımızda, en sık görülmeye başlanan hastalıktır. Bel, göbek çevresinde yağlanmayı ve vücutta bulanan yağ oranını artırır. Hareket kısıtlıkları, nefes problemleri riskini ortaya çıkarır.

4-Karaciğer Hasarları: Fazlaca tüketilen rafine şekerlerin karaciğerde zehirleryici etkisi bulunuyor ve iflasa kadar gidebiliyor.

5-Bağışıklık sisteminde zayıflık: Bağışıklık sistemi vücudumuzu koruyan, en önemli sistemlerdendir. Yüksek şeker alımının bağışıklığımızı zayıflatarak, hastalıklarla mücadele yeteneğinin yitmesine sebeb olduğu kanıtlanmıştır.

5-Kanser: Şeker molekülleri kanser hücrelerinin en yakın dostlarıdır. Kontrolsüz şeker tüketimi kanser riskini de artırıyor.

6- Beyin sağlığınıza, pozitif enerjinize, hafızanıza, cilt sağlığınıza ve aydınlığını da kesinlikle olumsuz etkileri mevcut bulunuyor.

Ve daha pek çok rahatsızlığın anahtarıdır…

Tamam, aklınızdan geçenleri okur gibiyim. “Madem her şeyde bu kadar mevcut, tatlı krizlerimizin vazgeçilmezleri olan tatlı hiç bir şey mi yemeyeceğiz? diyorsanız, işte cevabı!

Doğal Şeker Nedir?

Doğal şeker dediğimiz fruktoz, laktoz, ve glikoz yalnızca meyve ve sebzelerde bulunur. daha önce de belirttiğim gibi karaciğerin sentez yapabilmesi, beyin fonksiyonlarının yerine getirilmesi ve yaşamsal faaliyetlerimiz için şekere ihtiyacımız olduğu yadsınamaz bir gerçek.

Bu ihtiyacımızı ise eskiden ninelerimizin dedelerimizin yaptıkları gibi doğal besinlerden gidermemiz gerekiyor. Zira yediğimiz meyve sebzelerin içerisinde bulunan doğal şekerler ihtiyacınızı fazlasıyla karşılıyor. Fakat burada da çok fazla yiyerek yine vücudu zora sokacak miktarlardan kaçınmamız gerekiyor. Yeterince yediğimiz takdirde, meyve ve sebzelerin içerisinde bulunan lifler sindirimi yavaşlatarak ani şeker yükselişinin önüne geçiyor ve tüm parçalar sindirildiğinde şekeri yani diğer bir deyişle enerjiyi vücuda veriyor.

Günde yediğimiz 1 küçük muz veya orta boy bir portakal bu ihtiyacı yeterince karşılayan miktarlardır. Bunların yanı sıra bal, pekmez gibi kahvaltılarının vazgeçilmezi besinlerde günlük 1 tatlı kaşığı ile şeker ihtiyacını fazlasıyla karşılıyor. Canınız tatlı mı çekti? Tatlı krizine mi girdin? O paket gıdalardan uzak durarak buzdolabına yönel ve doğal köy sütüyle yapılmış 1 kase yoğurdun üzerine 1 yemek kaşığı bal koy. İşte sağlıklı mı sağlıklı, sizi krizden çıkaracak pek çok doğal yoldan yalnızca biri.

Daha bu konu söylenecek çok söz var elbette fakat bu kadarı bile rafine şekeri hayatımızdan çıkarmak için çok güçlü sebepler sunuyor bence.

Evet, haydi artık elleri masaya vurmanın vakti geldi. Hep birlikte paket gıdalar ve işlenmiş şekerlerin düşmanı olmak için yeterince sebebi sahibiz bundan böyle .

Şimdi o yavaşça bıraktığın çikolataya ve vazgeçilmezin olan ketçaba sevinçle veda et ve bu tatlı zehirleri olması gereken yere yani çöpe gönder!…


Beğendin mi? Arkadaşlarınla da Paylaş!

5
5 Puan

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!

Mükemmel Mükemmel
3
Mükemmel
Çok Güzel Çok Güzel
1
Çok Güzel
Güzel Güzel
0
Güzel
Sasirtici Sasirtici
0
Sasirtici
Kötü Kötü
0
Kötü
Baya Kötü Baya Kötü
1
Baya Kötü
Çöp Çöp
0
Çöp
Uğur Karakaş
nam-ı değer Meanwhile In Turkey

0 Yorum

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir