Mutluluğa 1 Adım! İşte Gerçek MİNİMALİZM

19 dk okuma süresi


Abone ol
2
2 Puan

Alman filozof Hegel’in tanımıyla “Sade ama basit olmayan, yalın ama yavan olmayan bir güzellik anlayışıdır” minimalizm.

Dolabını açtın, gördüğün karmaşık, renkler cümbüşü onlarca giysi arasında ne giyeceğini seçmeye çalışmak, yine sabahın o güzelliğine inat modunu mu düşürdü?

Çalışma masanda kalemini aramak, samanlıkta iğne aramak kadar zor mu oluyor?

Dinlediğin o çeşitli müzikler, zihnini kargaşaya sürüklüyor ve artık “Yeter” diyorsan, evet doğru yerdesin! Tam aradığın şey: “MİNİMALİZM”

Öncelikle minimalizme basit bir tanım yapacak olursak “sadelik” diyebiliriz. 1960’ların Amerika’sında şatafat ve çeşitliliğin aksine sadelik ve nesnelliği ön plana çıkaran bir akım olarak ortaya çıktı. Önceleri Amerikan sanatında ön planda olan soyut dışavurumculuk, II. Dünya Savaşı’nın ardından mevcut olan melankolik havada, kişilerin kendilerini fark etmeleri ile yerini tamamen eser ve seyirciye odaklanan “minimalizme” bıraktı. İlk olarak sanat dalında ortaya çıkan bu sadelik akımı, “ABC sanatı” veya “minimal sanat” olarak da bilinir. Sanatta sadelik ile başlayan minimalizm, özellikle son zamanlarda hayli teveccüh görmüş ve hayatın her türlü alanına yayılmış durumda. Karşınıza bu konuyla alakalı pek çok başlığın çıkması son derece olası. Örneğin “Sanatta minimalizm”, “Müzikte minimalizm”, “Eşyada minimalizm” ve daha birçok başlık altında bahsedilebilir. Minimalizm, odandan vücuduna, evinden arkadaşlarına kadar hayatının her alanında uygulayabileceğin kapsamlı bir hayat felsefesidir.

Bu akım olarak başlayan terimi, hayat tarzı ve bir hayat prensibi haline getirmek isteyen minimalist kişilerin, her şeye yaklaşımlarında ki en önemli soruları şu olmalı; “Buna gerçekten ihtiyacım var mı?” İşte temelinde yatan bu soru minimal yaşam felsefesinin bir özeti. Soruda ki mana ile birlikte en başta zihnindeki fazlalık endişelerden, ardından ayakkabı dolabındaki ihtiyaç dışı ayakkabılardan, hatta senin dikkatini dağıtan zorunlu arkadaşlıklardan uzaklaşmalısın!

Öncelikle söylemeliyim ki, şehir hayatının bize getirdiği rengarenk dünya, önümüze serilen onbinlerce ürün, milyarlarca seçenek, dışarı çıktığımızda başımızı nereye çevirirsek dikkat dağıtıcı pek çok etken bizim odaklanmamızı zorlaştırdığı ve enerjimizi azalttığı bilimsel olarak kanıtlanmış durumda. Yaşadığımız yüzyılın en önemli olgusu olan ekonominin, en belirgin amacı, “kişinin ihtiyaç güdüsünü tetikleyerek tüketime sevk etmek” olduğu kesin bir gerçek. Bu da insanların sürekli tüketmekle, karar vermesini zorlaştırmaya, dikkatini dağıtmaya en sonunda ise artık çağımızın hastalığı haline gelmiş depresyona sürüklüyor. Adeta bir robot haline gelmemiz isteniyor.

Işte burada kurtarıcı bir değer olarak minimalizm karşımıza çıkıyor ve diyor ki “Less is more” yani “Az çoktur!” Minimalizm bazılarımızın sandığının aksine basit bir yaşam tarzı değil. Minimalistler nesnelerde, “kemmiyet” olgusunu merkezden çıkararak yerine “keyfiyeti” koyarlar. Yani ihtiyacın olanı en iyi kullanmak ve niteliğini artırmak. Gereksinim fazlası maddi veya manevi (ki bu bir duygu, bir düşünce veya bir insan olabilir) her türlü olguyu hayatında tutmanın manası yoktur. Bu prensiple hareket edildiğinde mutluluğa götüren sade bir yol olarak karşımıza çıkıyor.

Fakat değinmek istediğim bir husus da var ki, bu gayet masum ve tüketim çılgınlığından uzaklaştıran minimalizm, son dönemlerdeki popüleritesinden ötürü olmalı, daha çok tüketmemizi isteyen sistem tarafından tamamen minimalist felsefe aykırı olarak kullanılmaya başlandı. Bir eşyanın veya herhangi bir ürünün yanına “minimalist” yazısı koyularak, olduğunun çok üstünde fahiş bir fiyata satıldığına şahit oluyoruz. Bunları çılgıncasına alan ve kendini “minimalist” olarak adlandıran bazı kimselerin işin doğasını anlamamış, sadece tüketmek için yeni bir ürün çeşidi bulmuş kimseler olduklarını düşünüyorum. Zira minimalizm, ihtiyacı kadar olanı alır ve en nitelikli şekilde kullanır.

Minimalizmi benimsemiş, duyumsamış kimselerin kendi iç dünyalarına daha rahat odaklandıklarına, içlerindeki merak duygusunu harekete geçirerek kendilerini keşfetmelerine bizzat şahit olarak söyleyebilirim ki, minimal yaşam insanın, “insaniyet fıtratı” ile doğrudan alakalı bir terim. Bu fıtratı ve doğallığı şöyle bir miktar geçmişe dönerek de keşfedebiliriz aslında. En somut örneği, dedelerimizin, ninelerimizin yaşadığı ve hemen hepimizin tatillerde bir kez de olsa gittiği köy evlerinde bulabiliriz. Bu evlerde şatafatlı koltuklar yerine samimi sedirler, gösterişli kocaman yataklar yerine yere serilen sade yer yatakları, bir mutfak, köşede şimdi ki adıyla bir şömine vardır. Her gittiğimizde kendimizi son derece huzurlu hissettiğimiz o egzotik havasını ise bahse dahi açmıyorum. Eskilerin, üretken, azimli güçlü yapı ve psikolojilerini merak edip kendime sormuşumdur hep: “Neden biz bu kadar zayıfladık ve geriledik?” İşte ardından aradığım cevabın, bu “sadelikteki ihtişam da,yalınlıkta ki kendini bulmuştukta” olduğu kanaatine varabildim nihayetinde. Cemil Meriç’in şu sözü buraya ne kadar da uyuyor:”İnsanlar sevilmek için, eşyalar kullanılmak için yaratıldı.” Büyüklerimiz eşyalarını yalnızca kullanıyor,onlara bel bağlamıyorlar, böylece kendi yeteneklerine ve zihinlerine odaklanabiliyorlardı.

Yani aslında “minimalizm”, bizim kendi kültür ve fıtratımızın modern bir ismi. Bu hayat tarzını benimsemek ile kendimize dönüyor kültürümüzün aslında ne kadar yaradılışımızla örtüştüğünü yaşıyoruz.

Haydi minimalizmi doğru anlayarak, fırsatçılara aradıkları fırsatı vermeden hep beraber fıtratımıza dönmek için ilk adımı atalım ve dolabımızı açarak ufaktan başlayalım! Şu değerli söz ise bize güç versin:

“Akla, hem de saf akla hitabeden sadece saf akıl ile haz alınan bir güzelliktir minimalizm.” (KANT)

Evet, bu akım olarak başlayan, fakat bizim asırlar önceden bildiğimiz ve benimsediğimiz yeni adıyla “minimalizm” sizin de hayatınızı bulsun diyor ve sizleri o arınmışlığa ve mutluluğa davet ederek yazımı burada tamamlıyorum.

Herkese minimal günler…

Yazan: Sueda Nur Sarıkaya


Beğendin mi? Arkadaşlarınla da Paylaş!

2
2 Puan

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!

Mükemmel Mükemmel
1
Mükemmel
Çok Güzel Çok Güzel
0
Çok Güzel
Güzel Güzel
0
Güzel
Sasirtici Sasirtici
0
Sasirtici
Kötü Kötü
0
Kötü
Baya Kötü Baya Kötü
0
Baya Kötü
Çöp Çöp
0
Çöp
Uğur Karakaş
nam-ı değer Meanwhile In Turkey

Bir Yorum

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

  1. Çok ilgimi çekti.Biraz uzun da olsa çağımızda ihtiyaç duyulan bir konu.Yeni yazılarını da okumak isterim.Güzel yazı için Teşekkürler..